Pazartesi, Şubat 13, 2012

İyi ki Gittin

Lost In Space by Lighthouse Family on Grooveshark
Gittin ama buradayım ben. Hâlâ.

Bu kokuşmuş boyutun, vicdânı bünyelerinde barındırmayan mefhumsuz yaratılmışlarına dönüşmemeye ve onların köpük yüreklerinde tasarlayıp, örümceklerin resmî makamı sayılan küflü beyinlerinde oluşturdukları, bulanık benliklerinin füme tonlarının hüküm sürdüğü, küfredilesi yaşanıyorluklarına bulanmamaya çalışarak, hayattan bir kare olan bu ömrü, katlanılmak zorunda bırakılan bir baş ağrısı sûretinde görerek yaşıyorum.

Buradalığım, budur.
Sen yoksun.
.......

Kardeşim... Kusursuzum...
Gözlerinin önünden geçti mi hayatın
O güzel, çakır elâ gözlerinin önünden?
O kısacık hayatın,
Anı olmaya bile fırsat bulamayan yaşadıkların...
Ve benli günlerine de değdi mi
Giderken bıraktığın,
Gözlerindeki o son bakışın?
........

Gitmişliğini sindirememiş bir abla yüreği şu an her biri kendi içinde bir ağıt olan kelimelerle, bu cümleleri doldurmaya çalışan. Anlatsam kimse anlamaz, anlattığımca bile. Ve dahî anlamaktan çok, yanlış anlamaya meyyâldir o kimseler. Çünkü korkak ve dönek ve cehâlet tâciridir onlar. Susarak dinlemezler. Konuşsalar, kendi kelimelerini işitmekten acizlerdir. Zaten boşluk duyulmaz. Boşluğa konuşulamadığı gibi.

Söyle, kime yanayım derdimi!

Bu yüzden,
Ağlarsam bağışla.
Yakan özlemindendir,
İçime akan yaşlarla beslediğim.
........

Senle büyümek vardı, yine ve hep...
İlk sevdiğini, ilk anlatabildiğin olmak...
Gizli gizli sigara içerken sen, aniden annemiz girdiğinde odamıza, suçu kendi üstüme almak...
Sıcak yaz akşamlarında, karşılıklı kurulup balkon masasına, çaylarımıza şeker niyetine gülüşmelerimizi katıp, havadan sudan konuşmak...

Nefes alış verişlerini duyabilmek vardı.
Ama gittin.
........

Gittin ve kof şimdi içim. Tek düğme sendin, ruhumu bedene bağlayan. Buna karşın hâlâ direnmekte hayata bedenim. Oysa sen gittin. "Resmen" gittin. Nasıl, hangi güçle yaşayabildiğimin idrâkinde bile değilim. Ezbere alıp veriyorum nefesleri.
........

Gittin.
Sustum ben.
Ses vereceğim ses, senin sesin olmadıktan sonra, pek anlamlı gelmiyor konuşmak. Hep içime bağırıyorum, başkalarına yuttuğum sesimi. Sen nasılsa sessizliğimi duyabilirsin artık ya, kaygısızım.

Kızgınlığım yok artık.
Belki bu geçen bilmem kaç sensiz sene boyunca neye kızmam gerektiğini bulamadığım için, belki kızgınlığımı üzerine boşaltabileceğim "somut bir suçlu" olmadığını artık kabullendiğim için, belki de kızmam gereken bir durum olmadığı için...

Artık kızmıyorum gittin diye. Ama bu ne seni özlememe, ne de bi vakitler –şu an bana başka bir ömür kadar uzak ama an gibi taze gelen "bir vakitler"- birlikte paylaştığımız bu odada, oturup bir vakitler tam karşısında senin yatağın olan yatağıma, duvara verip sırtımı "ne çıkardı ölmemiş olsaydı!" türevi cümleler kurarak, ucu görünmeyen bir özlemle ağlamama engel teşkil ediyor.

Zira:
"Ayrılık nedir bilene
Her ayrılık ayrı bir kor.
Alışmaz ki insan gitgide!
Yaşadıkça her şey daha zor.
Yürek olamaz bir taşa eş
Çatlasan da sabrederek.
Bin ayrılık geçse de içinden,
Yürek yine eşittir yürek.

Ve bilirsin, bir söz vardır: "Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasa!"
........

Sensizliğin ardından kendime dönüşüm, asetonu oldu gözlerimin. Gerçekleri gizleyen o gerekmez perdeyi sildim gözlerimin önünden. Karanlığı görebiliyorum artık. Orada yaşayan insanımsı mahlûkâta kendimi fark ettirmemem için, kendi ışığımı da söndürmem gerektiğini sanıp telaşlanmıştım önceleri. Ama çok geçmeden anladım ki, onlar ışığa bakmıyorlar. Çünkü görmüyorlar. Çünkü "asetonları" yok. Hiç olmamış. Ve olmayacağını zannediyorlar...

Demek istediğim ne biliyor musun kardeşim, anlamım:
Her şeye rağmen,
İyi ki gittin.
Yırttı geçti son nefesin ama iyi ki gittin.
Burada ne var zaten.
Hayal kurup duruyor insan.
Gerçeklik bile yok rüyaların müsbet tabirlerinde.
Ağlama oralarda -eğer ağlamak varsa o boyutta-
İyi ki gittin.

Bak bana, görüyorsan.
Meserret mi kaldı bakışlarımın değdiği günlerde?
Hâfiliğim dersen, onu da gömdüm, kemterleşmiş duyguların, dökülmez yapraklar açan karaca ağaçlarının köklerine.

İyi ki gittin.

Bugün Mart’tan bir Pazar
Yalnızım, sıkılmaktayım.
Ama düşünme.
Hem sen de sevmezdin Pazar’ı, hem ben de.
Birlikte sevmez, birlikte sıkılırdık... Pazarları, Pazarlardan...
İyi ki gittin.

İyi ki gittin.
Dost da kalmamış bu zamanda.
Sevenlerin hepsi karasüyek.
Yüreklerin hepsi köçek.
Ağlayan da yok doğru dürüst
Herkese uzak geliyor ölmek.

Boşver. İyi ki gittin.

Eksiklik yüklemedi sana bu. Yok terk edişinde bir değer, kaybedecek. Zaten hava da tükendi buralarda. Birbirinin nefesini soluyor insan. Şeref de bitti üstelik. "Gidenler" aldı götürdü hepsini. Sen gibi gidenler.
İyi ki gittin.
Şerefsizlik sarmazdı seni.
.......

Kardeşim... İnsanlığım... Yüreğim... Mavim... Işığım... Anlamım... Var oluş sebebim...
Vaktim gelip de, bakışlarım tükenir, soluğum kesilir, sana dönersem eğer
Ve hiç sevgi götüremezsem, sen de götürmemişsen buradan oralara,
O boyutta kardeşlik de yoksa,
Beni, yüreğine sakladığım gözlerimle hatırla.
Ben seni saçlarından tanırım.

20020506-inmemoryofhg-1998

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder