Çarşamba, Şubat 13, 2013

Beklentiler Üzerine Kısa Kısa Dedik Ama...

Que Deus me perdoe by Mariza on Grooveshark
Beklentilerine odaklanmış hâlde yaşarken, hayatın doğal akışındaki, hayatın doğasındaki mucizeleri göremiyorsun. Güzel şeyler hep olur.
Başına gelenlerle başına gelmesini istediklerinin örtüşmesi olmasın, her şeyin yolunda gidip gitmediğini anlama mihengin. En güzel hisleri, beklemediğin anlarda karşına çıkan hiç beklemediklerinle yaşamadın mı? Ya da şöyle söylesem daha iyi; gerçekleşmesini istediğin bir şeye, tam da o şeyden gerçekten, gerçekten vazgeçmişken sahip olma fırsatın olmadı mı? Bence oldu. Düşün bi'. He, sahip olma fırsatını kaçırdıysan bilemem. O senin noktanoktalığın artık.

........

Bilmem neden, hayattaki tüm beklentilerimden sıyrılabildiğim nadir anlarda, içimden içimden hep, Portekiz'de bir yerlerde, deniz kenarındaki salaş bir masada otururken bulurum kendimi. Güneş batmak üzeredir, hafif bir akşam esintisi, gerçek hayatta nadir giydiğim elbiselerimden birini ve masadaki kırmızı beyaz kareli örtüyü uçuşturmaktadır. Saçlarım -profil fotoğrafımı saymazsak- her zamankinin aksine toplanmış hâlde, içimde tüm pişmanlıkların ardından tebessüm edebilmenin verdiği sonsuz bir huzurla, kahvemi içiyorumdur. Tuhaftır; karşı sandalyede çok sevdiğim, gözleri gözlerime değince sevgisinden ağlamak istediğim, beni ona verdiği için şükür üstüne şükürler eden birisi var mı yok bilmiyorum. Olsa fena olmazdı. İşte burada inceptionlara* geliyor beklentisizlik hâlim sanırım. Oldu o zaman, ben biraz daha çalışayım.

*Inception. Hani şu film var ya. Bilmiyorsan bir bak istersen konusuna. Üşendim yazmaya.

........

Asla, asla ve asla gerçek olmaması için dua ettiğin bir şeyin, çok sonraları, gerçekleşmesini istediğin olmadı mı? Hiç Hz. Şems'lere gelmedin mi? "Olmadı diye sızlandığın duaya, gün gelir olmadı diye şükredersin." der ya hani. Ya da; "Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?" sözünün altına imzanı attıracak değişimler yaşamadın mı? Ben yaşadım. Ama bir sor, nasıl yaşadım? Ne oldu da basiretim açıldı? Bir sor. Sordun varsayarak: Temelde yaptığım iki şey vardı: Biri; O'nun yaşa dediği gibi yaşamaya çalışmak. İkincisi; "Allah'ım! Beni senin yolundan ayrı düşürecek hiçbir şeye gönlümü meylettirmeyesin." diye dua etmek. Hepsi bu. Böyle bir rıza hâlinin neticesi güzel oluyor. Eğer ki o netice yine yeni bir beklentiye sokmuyorsa kişiyi tabii. Beklentiye girme ey kişi! Kızım okuyucuya söylüyorum, gelinim ben anlayayım.

.........


05 Fado Menor by Ana Moura on Grooveshark
Aslında çok şeyler yazasım var ama yazamıyorum. Sırf güzele bağlayayım ve şu saçma sevgililer gününe bir gönderme yapayım diye bir çift kelâm daha edeceğim:
Eminim çok, çok, çok sevdiğin ve hep çok, çok, çok seveceğin birisiyle 50-60 yıl sürecek bir evlilik yapmak istiyorsundur. Hâl-i hazırdaki evlilikler gibi olmasın seninki istiyorsundur. Vardır böyle bir beklentin yani, en kuytularda ümitsizlikten bitap hâlde öylece kalmış olsa da. Ben söyleyeyim sana hiç bekleme. Çünkü sen Fatma ya da Züleyha değilsen, karşına çıkan ne Ali olur ne Yusuf. Fatma ya da Züleyha gibi bir eşin olsun istiyorsan, ya Ali olacaksın ya Yusuf. Başka çaren yok. Yemek, sen başında beklediğin için pişmez. Ateş kadar çaban, kararın olsun.

"Ölümsüz aşk istiyorsan, Ölümsüz'e âşık olacaksın." Çünkü kıymetli okuyucu; "en Yakın"a yakın olmayı bilmeyen, kimseye akraba olamaz. Akraba derken; dayı, hala, amca, teyzeyi kastetmiyorum. Akraba kelimesi; yakın olmak, yakınlaşmak anlamına gelen k-r-b kökünden gelir. Şöyle bir düşünmeni isteyeceğim yine; kan yoluyla resmen akraba sayıldığın isimlerin kaçıyla gerçekten "yakın"sın? En yakın akrabandan daha yakın olduğun insanlar yok mu? Sizi yakın kılan ne? -Düşünme süresi, düşünme süresi, anılar, anılar, tespitler, tespitler, yanan ampul- Demek ki neymiş? İnsanları akraba kılan, yakınlaştıran kan-man değilmiş aslında. Zihniyet birliğiymiş. Zihniyet birliği her şey üstüne olabilir. Ama başta dedik ya hani; ölümsüz aşk istiyorsan, ölümsüz'e âşık olmalısın diye. Misâl ben, eğer bu dünyada evleneceksem, öyle biriyle evleneyim isterim ki, o kişi sonsuz hayatta da benim eşim olsun. Diyelim ki sen, zihniyetini madde üstüne kurdun. Burada hemen bir aforizma daha geliyor: Neye dayanıyorsan, gücün o şey kadardır. Madde sınırlı mı? Evet. Sonlu mu? Evet. O hâlde ölümsüzlük, sonsuzluk vs doğrudan yalan oluyor. Bunun gerçeklik payını görmek için öyle ölüp de öbür dünyaya gitmen gerekmiyor üstelik. Bak çevrendeki evliliklere, türlü türlüsünü görürsün. Neyse. O yüzdendir ki, zihniyetini sonsuz ve sınırsız olan bir şey üstüne kurmalı, ölümsüz aşk istiyorsan yine o zihniyette bir hatun ya da er kişiyi arayıp bulmalısın. -Kaşla göz arasında hemen bir aforizma daha gelsin: "Arayanlar bulamaz ama bulanlar arayanlardır."- Hem biliyor musun, "insan" kelimesinin kökü de "üns"tür. Tanışır olmak, tanış-bilir olmak, dostluk gibi anlamları vardır. Ah ki ah! Matruşka gibi konular. Neyse. Kafamın içinin daha derli toplu olduğu bir zamanda daha akışkan bir şeyler yazarım konu hakkında sanırım. Velhâsıl; unut unut, bildiğin tüm sevmeleri unut. Sen önce aslolanı sevmeyi öğren, sevgini ispata getir, ondan sonra gir yine beklentiye gireceksen. En azından meşrû olur beklentin. Sevgililer Günü denen şebek oyalamacası yüzünden de olmadık komik hâllere düşmezsin hem ne güzel.

Ne demiş şâir:
"Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da. Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte. Yani yürekte."

*Şair burada Hz. Fatma ile Hz. Ali, Hz. Yusuf ile Züleyha Hanım'dan bahsediyor.

..........

Dedim ve yazdıklarımı ikinci kez okumadan koşarak uzaklaşıyorum.